Saldırı sırasında Saraybosna’da yaşayan bir kızın gün gün
yaşadıklarını anlattığını duymuştum “Zlata’nın Günlüğü”nde. Geç kalmıştım duymakta belki ama hemen tüm
kitapçılara yayınevlerine sordum, hiçbir yerde bulamadım. En sonunda internet
vasıtasıyla tanımadığım bir kız bana İzmir’den gönderdi kitabı. O haksız
saldırıyı birebir yaşamış birinin ağzından okuyacak ve iliklerime kadar
hissedip sorgulayacaktım yine. Ama biraz hayal kırıklığı oldu maalesef.
İlk olarak günlüğü tutan kızın yaşanan saldırıyı “savaş”
olarak tanımlaması beni rahatsız etti. Savaş iki taraf arasından karşılıklı
yapılan çirkin bir eylemdir; ama saldırı
tek taraflıdır ve çok daha çirkindir. Bosna'da yaşananları bu sebeple savaştan ziyade, saldırı olarak tanımlamanın daha uygun olduğunu düşünüyorum.
Zlata’nın yaşının küçük olması, olayları biraz yüzeysel
vermesine neden olmuş. Örneğin, birinin yaralanmasını anlattıktan sonra aynı
gün içinde bahçede yedikleri yeni yıl kutlama yemeğinden bahsedebiliyor. Evet,
4 yıl boyunca süren saldırı Bosna halkı için rutin olmuştu, gündelik hayatın
bir parçası olmuştu ama orada yaşanan acı çok büyüktü. Bu büyük acıyı ve
saldırının boyutlarını vermekte yeterli değildi okuduklarım. Evet, yaşı gereği toplama
kamplarından, tecavüzlerden, elleri ayakları kopan, ölen insanlardan
bahsetmesini beklemiyordum ama biraz daha içime işleyebilirdi anıları. Yaşanan acının yanında hafif kalmış Zlata'nın anlattıkları.
Ve son olarak Zlata, oradaki şanslılardanmış bence. Sürekli
yemek yardımları alıyor ve yabancı gazeteciler tarafından ziyaret
edildiklerinden bahsetmiş. Zaten en sonunda da Paris’e götürülüyor.
Genel olarak bana dokunmayı başaramasa da, yaşanan acıların
yanında anlatılanlar yüzeysel gelse de, edebi olarak hiçbir şey beklenmeden
okunabilecek bir günlük Zlata’nın Günlüğü.
0 yorum :
Yorum Gönder