09 Temmuz, 2014

Kuzeyden seslenen öyküler...

Herkesin edebiyat alanında tutkunu olduğu, vazgeçemediği bir tür, yazar ya da dönem vardır. Bunu okurken bile aklınıza hemen çeşitli türler veya isimler geldi değil mi? Hatta eminim çoğunuzun kafasından geçenler benimki ile aynı. O da Gabriel Garcia Marquez ve onu okumamla tutkunu olduğum büyülü gerçeklik. Ciddi anlamda taktığım için Marquez'in yazdığı her bir cümleyi okumak gibi bir amaç edinmiştim kendime. Okudukça yarattığı dünyada daha fazla zaman geçirmek istiyordum sanırım. Öyküleri ile başladım ve yıllara göre ayırıp okudum pek çok kitabını. Blog için de bir dosya hazırlamayı çok istiyordum. Ancak ölümünün ardından henüz okumadığım kitaplarını elime almakta biraz daha temkinli oldum. Galiba seri halinde acele ile hepsini bitirmek istemiyorum artık. Neyse adı geçince konudan bayağı bir saptım. Kısacası demek istediğim, büyülü gerçeklik konusunda algıda seçiciyim. 

Hal böyle olunca, bilim kurgu ile büyülü gerçekliği harmanlayan ve üstüne üstlük Ursula K. Le Guin'in tavsiye ettiği bir kitabın Aylak Kitap'ta tanıtımını görünce resmen algıda nokta atışı yaptım! 
Karin Tidbeck

Bilim-kurgu ve fantazya alanlarında adaylık ve ödülleri bulunan İsveçli genç yazarın ilk İngilizce eseri olan kitap, çeşitli kısa öykülerden oluşuyor. Tanıtımlardan dolayı büyük bir beklentiye girdiğim için okurken hep nasıl bir tat alacağıma odaklandım. Bu nedenle de "hmm... içine büyülü gerçeklik mi koydunuz? biraz fazla keskin mi olmuş sanki?", "hıh şimdi fantazyanın tadı geldi" şeklinde okudum. Ancak bunu ilk bir kaç öyküden sonra anında bıraktım çünkü birden kuzeyin soğuk suları damağımdaki tüm tatları temizledi. İşte o zaman bilmediğim mekanları, isimleri ve kültürleri ilk kez tanımanın verdiği merakla okudum. Bu noktadan sonra da yukarıda bahsettiğim türler kendi özlerinden kopup bana İskandinav postunda göründü. 

İskandinav kültürü, melankolisi ve insanlarının bıraktığı izlenimler bir yana, öykülerin anaerkil yapısı ve doğayı kapsayıcı hali Ursula K. Le Guin'in tavsiyesini boşa çıkarmadı. Bütün bunlar arka planda ya fantastik bir gölge ya da tekinsiz bir gerçeklik olarak önüme çıktı.

Öyküler kendilerini tekrarlamıyor ve yer yer şekil açısından değişiyor. Her bir öykü sonrası neyle karşılaşacağınızı bilmeden bir diğerine geçiyorsunuz. Ama genel çerçevede hepsi sanki tek bir kadının tüm hayatı boyunca yaşadıklarından ve hayal ettiklerinden parçalar oluşturuyor. Buna uyumlu şekilde de öyküler biçim değiştiriyor. Bir öyküde genç bir kızın babasına mektuplarını okurken bir diğer öyküde efsanelerdeki karakterleri gerçeklikte arayan küçük bir kızın peşinde tepelerde dolanıyorsunuz. Sigorta ofisinde çalışan bir kadının telefonunu her açışında varlığının boyut değiştirdiğini okurken başka bir öyküde zepline aşık bir adam nasıl olur acabayı hayal etmeye çalışıyorsunuz. Dediğim gibi her bir öyküde farklı bir kurgu çıkıyor. Bu açıdan kitabın hafif deneysel bir çabası varmış gibi hissettim. Ancak esas olarak yazar dil engelini çeşitli kurgular ile aşarak hissettirdikleri üzerinden İskandinav kültürünü size yaşatıyor.
Son olarak yazar son sözde melankoli kelimesinin İsveççe "svarmod" ifadesi ile kullanıldığından bahsediyor. Yani "insanın varoluşun gerçeklerini umutsuzca kabullenmesi anlamına" geliyor. Bu kabul ediş Tidbeck'in ellerinde büyülü ama tekinsiz bir gerçeklik olarak biçim alıyor. Bu biçimin gelecekteki eserlerinde nasıl olgunlaşacağını umarım okuma şansımız olur. 





0 yorum :

Yorum Gönder